Yazı Detayı
05 Nisan 2015 - Pazar 03:52
 
Neden Türk-İslam Ülküsü?
Resul Ekrem Yılmaz
resulekremyilmaz@gmail.com
 
 

Değerli arkadaşlar, Ülkücüyüm diyen her arkadaşıma ilk olarak sorduğum Seyyid Ahmet Arvasi üstadın "Türk-İslam Ülküsü" adlı aydınlatıcı ve yol gösterici bu mükemmel eserini okuyup okumadığını sormak olur. Aldığım cevap genelde hayır olur. Çünkü bizde araştırma ve öğrenme yoktur. Anadan babadan duyduklarımız, sağdan soldan öğrendiklerimiz, kanımızın deli aktığı zamanlarda büyüklerden görüp özendiğimiz, fakat asla araştırıp bilgi sahibi olmadığımız içi boş kuru ve gürültü dışına çıkmayan davacılık ve ideoloji benimseme huyumuz abartılı şekildedir. 

Her zaman savunduğum bir şey vardır ki, bir insan inandığı şeyi kuru gürültüye değil, kendisine verilen beyni kullanarak araştırıp öğrenerek savunması ve bu şekilde inanmasıdır. Değerli Üstad'ın bu eserini internet üzerinden buldum ve sadece 'önsöz' kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Dileğim bu kitabı herkesin alıp-bulup okuması yönündedir.


                                                                      TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ

                                                                                ÖNSÖZ

Neden, su veya bu ad altında toplanmayı değil de "Türk-İslam Ülküsü" ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddia ediyoruz ki, "Emperyalizm", Türk ve İslam dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile "vatan çocuklarını" din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, her şeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır. 


Bugün yeryüzünde iki sömürgeci "blok" vardır. Bunlardan biri kara renkli "kapitalist emperyalizm" diğeri ise bütün fraksiyonu ile "kızıl emperyalizm". Birincisi "çok uluslu sirkelerin" paravanasında, "az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardim etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek" maskesi altında, ikincisi de "ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek" maskesi altında, "sınıfsal savaş" sloganı ile "iç savaşlar" çıkartmakta ve "dünya proleterlerinin dayanışması" adi altında işgalini gerçekleştirmektedir. 

Gerçekten de yer yüzünde ezilen ve sömürülen bir de "üçüncü dünya" vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı, Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere, federasyonlara bölünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısı bir buçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yani da, bu nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen Müslümanlar arasında Türk Milleti'nin çok önemli bir bolümü bulunmaktadır. 

1970 Yılında yapılan bir araştırmaya göre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayati yasayan Türk nüfusunun sayısı, Türkiye'mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katidir. 

Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslam ve Türk dünyasını ele geçirmiş, zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, "ebedi sömürge" statüsüne mahkum etmek için elinden geleni esirgememiştir. 

Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini "bir uygarlık ve ilerilik" unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlere ters düsen "yabancılaşmış kadrolar" çıkarırlar. Bir ülkede, değerler "ikizleşince", kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İste düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin "parsellenmesi" için beynelmilel güçleri harekete geçirir. Ülke artık birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolara bolünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasati bulmuş demektir. 

Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ sanki bir insan, hem "dindar" hem "milliyetçi" hem "medeniyetçi" olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zır programlar durumuna sokarak, hiç yoktan "çatışan güçler" meydana getirir. Bu oyunlarını,o kadar ustaca planlar ki,tertiplerini anlamak 

için bazan olayların üzerinden elli veya yüz sene geçmesi gerekir. Mesela, 

Osmanlı Türk Devleti'nin parçalanması ve Orta-Doğu'nun sömürgeleştirilmesi 

için,dinimizin ve milliyetimizin düşmanları,din" ile "milliyetçilik" arasında zıddıyyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamış olduklarını şimdi itiraf ediyorlar. 

Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdığı "Les Francs-Maçons" kitabının 127. sayfasında okuduğumuza göre İslam dünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi "din politikacılarını" localarına kaydederek onların eliyle "Dini,milli yapılarına göre reforme ederek" alemşumul İslam dinini bozmak,öte yandan Müslüman Kardeşler(Freres Musulmans) hareketi ile de "İslam'da milliyetçilik yoktur"propagandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle çok kahpece bir planla birbirine zıt "islamcı" ve "milliyetçi" sun'i düşman kamplar doğurmak istemişlerdir. 

Emperyalizm, bizim dünyamızda bu "paradoks"tan çok istifade ettiğini ayrıca yazmaktadır. Dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı,birbirine düşman göstermek oyunundan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor. 

O halde,Türk milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu herşeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır. Bu ülkede sun'i olarak birbirine düşman "güya Türkçü" ve "güya İslamcı" cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına,bir Müslüman-Türk olarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır. 

Bunun için,Türk-İslam ülküsüne bağlı,Türklük şuur ve vakarına,İslam iman,aşk,ahlak ve aksiyonuna sahip.Türklüğü bedeni,İslamiyeti ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan,Dünya Türklüğünün,İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur. Din ve milliyet,zıt değerler değildir. Bu sebepten, "sentez",tez ile anti-tez arasında söz konusu olacağına göre,yıllardan beri kullandığımız "Türk-İslam sentezi" yerine, "Türk-İslam Ülküsü" sözü daha uygun olur düşüncesi ile kitabımızın adını "TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ" olarak seçtik. Bunu ısrarla kullanacağız. 

 
Etiketler: Neden, Türk-İslam, Ülküsü?,
Yorumlar
SUHA PETROL
Başyayla'yı Seviyoruz
Yazarlar
Anketler
Referandumda tercihiniz ne yönde olacak?
Haber Arşivi
Başyayla Haber

sanalbasin.com üyesidir