Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mustafa Kaşıkcı

Düşünce İnsanları Düşünce

Sevgili dostlar, her seçim sürecinde yaşadığımız tabloların bir yenisiyle daha karşı karşıyayız şu günlerde. 07 Haziran 2015‘te yapılacak olan milletvekilliği seçimine güzel ülkemin büyük çoğunluğu odaklanmış durumda.

Kimi insanımız kim kazanacak, hangi siyasi parti kaç milletvekili çıkaracak, ülkede iktidarı hangi parti kuracak gibi dertlerin peşindeyken; kimi insanımız geçiminin derdine düşmüş haldedir.

Alabildiğine bir tarafgirlik içinde mahalleler, sokaklar… Evlerin içinde aile fertleri bile aralarındaki siyasi tercihleri sebebiyle, birbirleriyle hasım gibidir. Tabi bu meseleler bugün ortaya çıkmadı. Bugün ortaya çıkmış gibi söz ettiğim için belki de beni eleştireceksiniz… Olsun. Her düşünceye saygım var. Umarım sizler, düşüncelerimi ön yargılarınızdan arınmış olarak – en azından bu yazının sonuna kadar- dinleme erdemini gösterirsiniz.

Elbette bu tür parçalanmış aileler, toplumlar hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır. İnsanların sayısına oranla düşünce sayısının artması da gayet doğaldır. Benim eleştireceğim husus, bu farklı düşünce ortamlarının müşterek değerleri de ortadan kaldırmasıdır. Oysa bizler bazı değerleri kazanabilmek için onlarca yılımızı feda etmişizdir. Geçen onlarca yılın içinde belki onlarca hükümet kurulmuş, belki onlarca hükümet içinde binlerce insan milletin vekili olarak ülke yönetiminde söz sahibi olma erdemine ulaşmıştır.

E peki, mazimizde onlarca değişmiş örneği varken, seçilmek için yola çıkan her siyasi düşünce: “Biz öncekilerin yapamadıklarını/yapmadıklarını yapacağız” sloganıyla ortaya çıktığına göre yapılması gereken nedir?

Yapılması gereken seçim günü geldiğinde, hangi siyasi düşünceyi ya da hangi adayı destekliyorsanız, seçim sandığının içine o tercihinizi oylamanızdır. İnsanlar sevdiklerinin herkes tarafından sevilmelerini, tanınmalarını ister; bu gayet doğaldır; ancak “bizim sevdiğimizi sevmediler, bizim gibi düşünmüyorlar” diye karşıt düşüncedeki insanları hafife almak ya da yok saymak sanırım – en hafif ifadesiyle- bencillik olur.

Dedesinden, hatta dedesinin dedesinden alınmış bir miras gibi bugünlere taşınan siyasi düşünce takipçileri vardır içimizde. Bu siyasi tercihler, irsiyet kesbetmiş gibi durumlar çıkarmaktadır karşımıza. “Doğrudur veya yanlıştır” demek kimsenin hakkı değildir aslında. O sadece, o düşünceyi sürdüren insanların kanaatidir ve her düşünce sahibi, düşüncesini ifade etme cesareti gösterdiği için tebrik edilmesi gereken kişidir.

Bu dünyanın türlü türlü halleri var diye söyleniriz çoğu zaman. İyi de türlü türlü halleri olan bir dünyada türlü düşüncelere sahip insanların olduğu gerçeğini kabullenmek neden zor gelir bizlere? Gökyüzünde yıldızların hatta gezegenlerin bile farklılık gösterdiği bir dünyadan bahsediyoruz. Yeryüzünde börtü böceğin türlü türlü olduğu, denizlerin tuzluluk oranlarının bile türlülükler arz ettiği bir coğrafyanın insanlarıyız bizler. Dağlar üzerindeki nebatatın sayısı ve çeşitliliği türlülük arz ederken; bir sürü içindeki koyunların, kuzuların bile kendi aralarında türlülük taşıdığını bilmeyenimiz yoktur.

Her şey zıddıyla güzeldir demezler mi atalarımız? Evet, her şey zıddını bulunca değerini ortaya çıkarır. Düşünseniz ya! Adım attığımız her yer beyaz olsa, başımızı çevirdiğimiz her yan beyazlar içinde karşılasa bizi, nasıl bir ruh hali taşırız?

İlk anda şaşırsak, hayret etsek bile, az bir zaman sonra her tarafta aynı rengi görüyor olmaktan daralırız. Ruhumuz bulunduğu bedeni aşmak arzusunu taşımaya başlar.

Sevgili dostlar, hayatı birbirimize zindan ederek kazanım elde etme gayreti dün hiç kimseye bir şey kazandırmamış; inanın, bugün de bir şey kazandırması mümkün değil. Tecrübe edilmiş durumları tekrar tekrar yaşamaktan dolayı bir adım öteye gidemiyoruz. Oysa yaşanmış gerçekliklerin üzerine bir şeyler eklemeyi başarabilsek, birbirimizin var oluşunu bile bir zenginlik görebilsek aşılmaz denilen ne dağları aşarız biz.

Birileri bu toplumun tek vücut olmasını istemiyor. Farklı düşüncelere sahip olsalar bile tek bir düşüncenin etrafında birleşeceklerini görmek düşüncesi bile bazılarına kâbuslar yaşatıyor. Art niyetli oldukları her halinden belli olan bu insanlar, bizi birbirimize düşürüyor ve bir kenara çekilip ellerini ovuşturmayı marifet sayıyor.

Ne zaman bir elin parmakları gibi, farklılıklarımıza rağmen aynı bilek etrafında toplanma becerisini göstermeye başlasak, bizi kolumuzu kesmekle tehdit ediyorlar. Bölünüyoruz, parçalanıyoruz. Birbirimizi seviyor olmamıza rağmen, Hazreti Âdem ile Hazreti Havva’dan akraba olduğumuz gerçeğine inanıyor olmamıza rağmen, kardeşlerimiz arasındaki nifak tohumlarını ortalığa saçıp yeşertiyoruz.

Güçlülerin her zaman haklı olduğu düşüncesine meyyal beynimizle, güçlülerin de hata yapabileceği gerçeğinden fersah fersah uzaklaşıyoruz. Doğrunun yanında olmanın, yanlışlar içindeki güçlünün yanında olmaktan çok daha fazla zarar getirecek olduğuna inandırıyoruz kendimizi. Uzaklaşıyoruz doğrunun sahilinden. Limanlar hep arkamızda kalıyor, önümüzde düşmanlıklarla dolu denizler kucak açarken bize.

Yanlış yapmış olabilirim şüphesine düşmeyeceğimiz yönündeki kesin kanaatimizle, kırıp döküyoruz bizim gibi düşünmeyenleri. Vur birisini, al ötekisini… Vur birisini, al ötekisini…

Her şey kazanmak için plânlanıyor; kazanmak için her yol mübah gibi görünmeye başlıyor. Mevsimler değişiyor, iklimler değişiyor ama bizler değişmiyoruz.

Her an seçim derdiyle hemhâl olduğumuz için, geçim derdiyle uğraşanların huzurlarına barikatlar kuruyoruz. Bize oy vermezseniz, sizi bu olumsuz hayat şartlarından kimse kurtaramaz edebiyatıyla pirim toplamaya çalışıyoruz. Bizim adama oy verin, sizin adam zaten kazanamaz, diyerek karşı tarafın düşüncesindeki farklılığı yok sayıyoruz. Dün aynıydı bu senaryo, bugün de aynı. Bir arada insanca yaşamak adına bir arpa boyu yol alamamışız. Evler, sokaklar, şehirler paramparça.

Bunca parçalanmışlık içinde tastamam bir siyasi düşüncenin var olabileceğini düşünmek bile, ne yazık ki bir düşünce yanılgısından öteye gidemiyor.

Ne yapmalı o zaman?

Çok basit…

Seçim günü geldiğinde türkülerle, halaylarla birbirimizin galibiyetini kutlayabilecek projeler geliştirelim. “Hep bana” değil, “hep bize” felsefesiyle adım atabilelim ve attığımız her adımda muhataplarımıza karşı şeffaflığı insanlık erdemi sayabilelim.

Hesap vermekten kaçanların tek derdi hesap almak olur. Herkes hesap almanın, birilerinin hesabını kesmenin peşinde olduğu için bölük pörçüğüz bugün biz. Gelin, adaletli bir düzen için öncelikle karşımızdaki kişilerin düşüncelerini sonuna kadar dinlemeyi deneyelim. İnanmasak da muhatabımızın düşüncesine, en azından düşüncesini açık açık söyleme cesareti gösterdiği için muhatabımıza saygı duyalım.

Hesap görmek kastıyla değil, hesapları kontrol edebilmek düşüncesiyle aynı masanın etrafında toparlanabilelim. Unutmayalım ki birlikten kuvvet doğar diyenlerin başardığı onlarca güzel örnek, mazimizin övünç kaynağı.

Geliniz birlik olalım, birlikte kuvvet bulalım. Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda epey zaman kaybettik. Geliniz telafi etme yönünde elbirliğiyle çalışalım.

Günler baharı solukluyor; ancak bizler alev alev yanmakta olan vatan sobasına hâlâ odun doldurma telaşındayız. Yetmez mi bunca yandığımız?

Yetmez mi ha!

Muhabbetle kalınız…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER