Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mustafa Kaşıkcı
Mustafa Kaşıkcı

Gidenlerin Türküsü

Elinden gidenleri, ilinden gidenleri düşünmeli insan. Gidenlerin ardından dökülen gözyaşlarını mercek altına almalı. Büyütmeli o esrarengiz sıvıyı alabildiğine.

Gökyüzünden geçip giden kuşları düşünmeli, ayaklarının önünden akıp duran suları seyretmeli. Neden hep bir yönden başka bir yöne sefer olduğunu idrak edebilmek için beynini zonklatmalı insan. İbret i âlem için yapmalı bunu.

Her gün ellerinden akıp giden ömrü düşünmeli. Giden ömründen gelen ömür dakikalarına neleri transfer edebileceğini hesap etmeli. Hesabını düzgün tutmaya çalışmalı. Hesabı düzgün tutmalı ki insan, dün yaşadığı tatsız, tuzsuz sonuçları yarınların ikliminde yeniden avuçlarına almasın.

Hayal kırıklıklarını düşünmeli. Sebepler ve sonuçlar yörüngesinde ortaya çıkan durumları iyi irdeleyebilmeli. Ne güzeli ebedi güzel kalacak şekliyle kabullenmeli; ne de istenmeyen sonucun kaderi olacak endişesini taşımalı. Doğan her günün bir yeni başlangıç olduğunu hesaba katmalı insan. Her doğan gün ile birlikte yepyeni umutlar yeşertmeli gönül kafesinde. Öyle engin ve öyle alımlı hayallere tutunmalı ki güneşin doğuşunu görenler, bir gün evvel batmış olan güneşi aklına bile getirmemeli.

Tabii ki geçen her şey bir iz bırakır yaşamında insanın. Yere düşürdüğü gözyaşı ya da boşluğa bıraktığı bir tatlı tebessüm… Zaten dünün ayarlanmış halidir, yarına merdiven kuran. Kimi insan eksik yanlarını görür dünün, kimi insansa mükemmeldi yargısıyla taçlandırır.

Eğildiği bir gölde suya düşürdüğü gölgesini düşünmeli insan. O göl kıyısına gelmeden evvelki yaşantısını gözden geçirmeli. Göle gölgesi düşeni değil de bedeni göl suları içinde kaybolup gidenleri düşünmeli. Bir yumruk kadar umut için bir bedeni hiç edenleri düşünmeli.

Yaşı kaç olursa olsun, doğduğu günü düşünmeli. Bir et parçası olduğu gerçeğiyle donatmalı gönlünü. Anne karnından dünyaya gelirken bir avuç içi kadar elbisesi bile olmadığını hatırında tutmalı. Uzandığı her şeye benim olacak tamahını iştiyakla taşırken, anadan üryan doğduğu zamanları resmedebilmeli gözlerinin önünde.

Herkes baharı ister elbet. Ancak, bahardan evvel bir karakışın var olduğunu unutmamalı insan. Karakışın dert olduğunu, keder olduğunu yaşayarak öğrenmişse insan; baharın lezzeti o insanın gönlünde doyumsuz tatlara dönüşür.

Gelene hoş geldin dediği kadar, gidene güle güle demesini bilmeli insan. Ne evvelini, ne de ahirini görmezden gelmek gafletinden uzak durmalıdır insan.

Bir parça şahsi menfaat için, umuma ait büyük faydaları dinamitlememeli. Dağların bağrını yararak yol yapanlar, başka bir dağın üstünde sefer eylediklerini dikkate almalıdır. Onun içindir ki gidenleri düşünmelidir insan. Kendisinden evvel o cendereden kimlerin geçmiş olabileceği duygusuyla genişletmeli saadet köşkünün pencerelerini.

Yazılmamış bir destan gibi karşısında duran Anadolu’yu seyre dalan insan, üzerinde yaşadığı coğrafyanın yeryüzü haritasında işaretlendiğini unutmamalı. Bir halıda ilmek, bir kilimde nakış olmak nostalji yüklü duygular gibi gelse de kulak zarına, o desenlerin de bir ahenk taşıdığını göz ardı etmemeli insan.

İyi çözümlemeli kâinatı. Bin bilinmeyenli denklemler içinde, tek kendisini bilmeye ömrünü adamalı insan. Bir kendini bilirse, birler çoğalıp bini tamamlayacaktır elbet bir gün.

Tarihi iyi bilmeli insan. Şahadeti… Can verip, kan döküp vatan sahibi olduğunu iyi bilmeli. Vatanı vatansızlara bırakmayacak kadar yürekli olmalı; ama vatan yolunda önce kendi ruhunu vatanseverlere yurt yapmalı. Ne kadar akıncı varsa taşımalı bedenine. Işık şık fenerler yanmalı ruhunda. Gözleriyle zafer müjdeleri söylemeli insan.

Yalan söyleyen tarih utanır mı bilinmez; ama yalan söyleyen insanların utanacağı bir günün muhakkak olduğunu iyi bilmeli insan. Karartmamalı gökyüzünü, karartmamalı hiç kimsenin umudunu. Birisine kötülük etme dürtüsüyle gönlü palazlanıyorsa insanın; tövbe kurnasına koşmasını bilmelidir insan.

Sahiplenmemeyi bilmeli insan. Bu dünyayı kendisinden önce sahiplenmeye kalkmış olanların ibretlik hikâyelerini hafızasında canlı tutmalı. Mademki bu yol uzundur ve hatta bu yolun menzili çoktur. Uzak yollara azıksız çıkılmayacağını hatırdan çıkarmamalıdır insan.

Gördüğü gözüyle değil, gönlünün gözüyle bakmasını bilmelidir insan. Hiçbir şey yapamıyorsa şayet, en kısa zamanda bir kabristanlık yakınından geçmelidir. Daldan düşen yaprakla düşmeli, yolunu kaybeden karıncayla yurdunu aramaya istekli olmalıdır insan. Dudaklarında yanık bir türküyle şahadetten geçerek meleklere karışmalıdır insan.

Bir özgürlük kuşudur insan. Yaşatmak için yaşamalıdır. Gittiği uzak şehirlerde ihanet kurşunlarıyla can vermeyi göze almalıdır.

*** “Sevinme! Çünkü bu limanda kaybettiğim ilk gemi sen değilsin. Şunu da unutma; rıhtımda kalanı değil, çekip gideni vurur fırtına! ( Küçük İskender )”

Muhabbetle kalınız…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER