Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mustafa Kaşıkcı

Yağmur Yağarken Küpünü Dolduranlar

Güzel Türkçemizde çok nefis bir deyim vardır: “Yağmur yağarken küpünü doldurmak.”

Bu deyimi neresinden tutarsanız tutunuz insanı kazanmaya, kazandıklarının sayısını arttırmaya teşvik ettiğini görürüsünüz. Tabi burada küpün dolmasının bir şarta bağlı olduğunu da akıldan uzak tutmamak gerekiyor. Nedir o şart? Yağmurun yağması…

Gerçek anlamda bakıldığında, gökyüzünden yeryüzüne doğru bir sıvı inişi söz konusu olmadığı durumlarda, değil testinin dolması, alnımıza bir damla suyun düşmesi bile mümkün olamaz. Deyimin mana penceresinden bir de mecazi yönüne eğilecek olursak: Kazanma fırsatı varken ondan yararlanıp para veya mal edinmek, anlamını karşılar.

Günümüzdeki toplum hayatında bu deyimin ikili ilişkilerin temelini teşkil ettiğini söylememiz bizi yalancı çıkarmayacaktır. Nereden bu kanıya vardığım hususuna gelince, buyurunuz ifade edeyim:

Özellikle siyasi ilişkilerle birbirlerinin türküsünü söyleyen fertlere bir göz atınız. Her türlü ortamda, yağacak yağmur olduğuna inandığı kişinin özelliklerini öven, medh ü senada sınır tanımayan fertler göreceksiniz. Bu övgünün sınırını tayin etmek pek mümkün değildir. Gönlünün enginliğine göre, beklentisinin büyüklüğüne göre sitayişkâr nağmelerle hedefine koyduğu kişiyi ya da kurumu medh eden insan evlatları dolaşmaktadır içimizde. Bu tür ilişkilerin temelinde yatan ana unsur nedir diye düşünecek olursak: Tabii ki menfaattir.

“Karşılıksız vermek de, almak da Allah’a aittir” arkadaş, diyen bir cümleyle sevdiğinin türküsünü mırıldanan birisinde, hiçbir şekilde samimiyet göremezsiniz. Rüzgâr nereden eserse o yöne doğru yüzünü dönen insanlardır onlar. Tek gayeleri menfaat olduğu için arkalarına aldıkları rüzgârın tesiri geçince, daha güçlü bir rüzgârın önüne atarlar kendilerini. İşte böylesi insanlar için olmazsa olmaz unsur menfaattir. Bireysel menfaatinin gerçekleşmesi uğruna yollara düşen, kişiliklerinden ve değer yargılarından taviz vermeyi bir felsefe addeden tiplerdir böyleleri.

Her rüzgâra göre yön değiştiren insanlara kendilerini alkışlatan insanlar da çok inanmazlar aslında. Ancak herkesin kazanmak adına bir plânı, bir programı vardır. Alkışlayanlar da, kendisini alkışlatma sevdasıyla tutuşanlar da kazanmak adına meydanda dururlar. Bu tip ilişkilerin sonunda istediğini elde etmek için her şeyi göze alanlar, her türlü zorluğu göğüslemeyi başaranlar kazançlı çıkar. Kaybedenlerin adı bile okunmaz olur bir süre sonra. Bu türden ilişkilerde samimiyet, dürüstlük aramak da boşa kürek çekmek gibi olur. Çünkü işin mayasında menfaat vardır. Menfaatin bittiği yerde ilişkiler de sonlanmış olur.

Demek ki kendi türküsünü söyletmek isteyenler daha fazla taviz vermek zorunda kalacaktır. Tabii ki beraberinde taviz tavizi getirecektir.

İlişkilerin böyle devam etmesi beklenemez. Hayatın ağır şartlarına göre her insanın ya da kurumun gücünün azaldığı demler olur. Olması da kaçınılmazdır. Öylesi durumlarda güçlülerin her türlü nimetlerinden istifade etmeyi kendilerine bir prensip etmiş olanlar, bir bir dağılırlar.

Nereye doğru dağılırlar dersiniz? Tabii ki başka bir güç sahibinin yanına doğru dağılırlar.

Şakşakçıların beklentilerine cevap verebilmek, onları her zaman tatmin edebilmek kolay değildir. Bu insanlar yeni bir güç sahibinin gölgesinin altında serinlemeye başladıkları andan itibaren en belirgin zafiyetlerini ortaya sergilemeye başlarlar. Peki, nedir bu zafiyet: Eski dostların sırlarını ifşa etmek.

Sırlar bir bir orta yere saçılırken, beklentilerin cevap bulamadığı duraklarda söylenilen en meşhur edebiyat “bizi kandırdılar” cümlesine tutunur. Yapılan bu yüzsüzlüğün bir tek gayesi vardır: Gücün yeni sahibine kendisini ispat etmek. Ben artık senin yanındayım, imasını pekiştirmek.

Yaşadığımız şu son süreçte, konunun farklı boyutundan örnekleri müşahhas bir şekilde görmekteyiz. Basına yansıyan haberlere bakacak olursak; güç sahiplerinden bekledikleri menfaatleri temin edemeyenler, kandırıldık edebiyatı yapmaya başladılar bile.

07 Haziran 2015 Milletvekili seçimi için siyasi partiler tarafından YSK’ya verilen kesinleşmiş listelerde ismi bulunmayan, milletvekili aday adaylarından bahsediyorum. Oysa aday adaylıklarını açıkladıkları ilk günlerde ne kadar da sitayiş dolu sözlerle yüceltiyorlardı partilerinin genel başkanlarını.

Aradan geçen çok kısa bir süre zarfında menfaatlerin uyuşmadığı görüldü. Ve tüm güzellikler rafa kaldırıldı. Nedeni gayet basit: Niye ben de asıl listede yer almadım, tavrı.

Beklentiye giren de, insanları o beklentiye sürükleyen de neyin peşinde aslında: Menfaat.

Peki, bu kadar menfaatperestin bulunduğu bir toplumda, yağmurun yağmasını bekleyen küp sahibinin sayısı sizce ne kadardır? Sanırım sayısını tespit etmek çok kolay olmasa gerek. Herkes bir şeyler koparmak için yola düşüyor çünkü. Aslında herkes yağmurun derdinde; ama kimsenin yağmur duasına çıkmaya niyeti yok. Oysa küpler çoktan

hazırlanmış; dudaklarda şu sözler tekrar edilmekte: “Yağmur Mevla’m su”

Ne dersiniz,

“Küpler dolacak kadar, dolup taşacak kadar Küpe tapacak kadar, yağdır Mevla’m su” diyenler de çıkar mı içimizden? Allah, öyle olma ihtimali bulunan tiplerin şerlerinden bizleri muhafaza buyursun.

Muhabbetle kalınız…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER