Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mehmet Ali Okudan
Mehmet Ali Okudan

Sinema Toplumun Okuludur

Sanat bir toplumun aynasıdır. Yaratılan sanat eserleri o toplumun nereye yönlendiğini gösteren en belirgin veridir. Bir kişiyi tanımak için tüketim alışkanlıklarına baka bilirsiniz. Kişi ne kadar ailesine önem verdiğini söylese de kazancını harcadığı yerdir asıl önemsediği. Bir araştırma göstermiştir ki bir ülkedeki gelişme oranı ve hızı ile tüketilen, satın alınan ve okunan kişisel gelişim kitapları doğru orantılıdır. Bir toplumu nasıl olunması isteniyorsa ona uygun yazılı görsel veriler sunulmaktadır. 

Egemen gücün kullandığı saf görünümlü ama tehlikeli bir silahtır sanat. Günümüzde dünyanın en büyük sinema endüstrisi olan Hollywood film şirketlerinin %90’nın sahiplerinin Yahudi olması film sektörünün fazla kazandırmasından dolayı değil toplumların okulu olan sinema ile insanları kendi istedikleri şekilde yönlendirme çabasıdır. Biz burada sanatın en çok tüketilen alanı olan sinemayı ve dizileri elimizden geldiği kadarı ile incelemeye çalışacağız. 

1939 -1950 li yıllar arasında zorluluklarla mücadele eden ülkemizde birlik ve beraberliği sağlanması ve toplumun mücadele gücünü artırabilmek için; genellikle tarihsel, kişisel gelişimlerin üzerinde duran, toplum bilincini yaygınlaştırmaya yönelik filmler çevrilmiştir. Bu yıllara tiyatrocuların yarattığı sinama dönemi olduğu için tiyatrocular dönemi de diyebiliriz. Bu dönem de en çok öne çıkan tiyatrocu-sinemacı Muhsin Ertuğrul’dur. 

1950 den 1990 lı yıllara kadar bakıldığında Arabesk tarzın temellerinin atıldığı fakirlik, sakatlık, karşılıksız aşklar, kader kurbanları vb. dramatik Türk ekolünü yaratmış ve senaryolar aynı üslup ve konuları yıllarca işlemişlerdir. Kısa zamanda ticari kaygılar sinemasal öğelerin önünü kesmiş, aynı tür filmlerde aynı oyuncular kamera karşısına geçmiştir. Hatta aynı senaryolar, dönemin gözde oyuncularıyla defalarca yinelenmiştir. Arada Muhsin Bey, Hababam Sınıfı, Umut, Vesikalı Yarim, Tatar Ramazan gibi önemli filmler yapılsa da. Yaşamı sanki acılar ve bu acıları kabullenme mücadelenin sadece ölmek ve öldürmek üzerine olabileceğini gösteren filmler ağırlıklı olarak çevrilmiştir. 

Şimdi diyeceksiniz ki ben bu filmlerden etkilenmedim, insanların de etkilendiğini düşünmüyorum. Peki diyebilir misiniz ki hayat dediğimiz bu kısa dönemde kişisel egolarımızı bir yana bırakıp, beklenti içine girmeden topluğumuz için, yaşadığımız çevre için daha güzel şeyler yapmak adına adım atıyor muyuz? Yoksa kendimize acıyarak kaderimize, çevremiz de ki insanlara mi kızmaktayız?

Yeşilçam dönemi dediğimiz bizim için karanlık olan dönemde; ana tema olarak sevgilisi kötü yola düşmüş, sahtekar imam, başı açıkların eğitimli kültürlü, başı kapalı insanların alt kademe insanları olduğu resmedilmektedir. Bir iki kere bunların böle olmadığını düşünsek de sürekli dikte edilen bu tip örneklerimelerin toplumda kabullenmeye yol açacağı da aşikardır. Ve bizce başarılmıştır. 

İlk paragrafta bahsettiğimiz gibi ne tüketiyorsan o'sun. 

1990 sonrası dönemde sinema dan çok diziler ön plana çıkmıştır. Öne çıkan dizilere inceleyecek olursak konuları genellikle, yeşil çamın yenilenmiş versiyonunu da diyebiliriz. Maddi kazanç her zaman çalışarak elde edilmesi gereken bir şeydir. Buna karşın dizilerde karşılaştığımız karakterler çalışmadan zenginlik içinde yaşamaktadırlar. Bu gerçek hayatta mümkün değildir. Bu da toplumumuz da kolay kazanılmış zenginlik hayaline yönlendirmektedir. Çalışmadan kazanç sadece çalarak olur. 

Hababam Sınıfı sadece birkaç öğrencinin haylazlığı şeklinde çevrilmiş olsa idi şu anda hiç hatırlamıyor olacaktık. Hababam Sınıfını büyük film yapan çok farklı yerlerden gelmiş, farklı eğilimleri olan kişilerin Türk toplumunun öz değeri olan bir aradalığı, birlikte sorunlarla mücadele etme çabasını gösterdiği içindir. Günümüzde bu en önemli değerimizi kaybetmekteyiz. Sinema ve diziler toplumların okuludur. 

Bu okul bize günümüz de ne öğretiyor?
Çalışmadan zengin olunabilir, Kazık atmak normaldir, Dindar kesim yobazdır, Kültür açık giyinmektir, Aşk için hayatından vaz geçilir, (sanki senin hayatın bitince aşk kalacak) Engeller karşısında illegal yöntem kullanılabilir, Para ve cinsel çekicilik her kapıyı açar, Veliler ile çocuklar arasında gerilim normaldir, Başkalarının hayatlarına özenme, Alışılmış çaresizlik, Zorluklar karşısında çabuk vazgeçilir, çaresizliği kabullenilir bir şeydir. 

Peki bu dizilerde hiç çalışmanın, sebat etmenin, farklı kültürlerin bir aradılığının, yardımlaşmanın öneminden sizce neden yeterince bahsedilmemektedir? 

Kendi kültürümüzden uzaklaşmadan, kendimize ait yaşadığımız mücadeleleri ve bu mücadelelerde bize özgü özelliklerimizle nasıl daha iyi ve güzele ulaşabileceğimizi gösteren eserlerin hem toplum olarak, hem de devlet olarak desteklenmesi. Adaletli olmak, yardımlaşma, ahlak, azim, hak ederek kazanmak, erdemli olmak, bir amaç uğruna yaşamak üzerine çevrilen eserleri izlemek, çevremizdeki insanlara bu tarz eserleri tavsiye etmek, devletin bu tip eserlerin çevrilebilmesi ve izlenebilmesi için yardımda bulunması gerekir. 

Sinema toplumların okuludur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER