Anadolu’nun bazı ilçeleri vardır; haritada bir nokta kadar görünür ama içinde bir roman saklar. Başyayla da öyledir. Dağların arasına sıkışmış gibi duran ama aslında göğe açık bir yerdir. Sabah ezanıyla uyanan, akşam ezanıyla sessizliğe bürünen; rüzgârın bile ağır ağır estiği bir ilçe…
Ve o sessizliğin içinde büyüyen gençler.
Genç olmak zaten başlı başına bir arayıştır. İnsan gençken hem dünyayı değiştirmek ister hem de kendi yerini bulmak… Fakat küçük bir ilçede genç olmak, bu arayışın biraz daha içe dönük, biraz daha sessiz yaşanması demektir. Büyük şehirlerde kalabalığın içinde kaybolursunuz; küçük yerlerde ise hayallerinizin içinde.
Başyayla’da genç olmak, bazen bir otobüs saatine bakarak hayal kurmaktır. İlçeden kalkan her araç, sanki başka bir ihtimali taşır. Üniversiteye gidenler, iş bulmak için ayrılanlar, “bir gün dönerim” diyenler… Giden her gençle birlikte sokakların sesi biraz daha azalır.
Ama mesele sadece gitmek değildir.
Mesele, kalmak isteyen bir gencin önünde kaç kapı olduğudur.
Bir genç düşünün… Spor yapmak istiyor ama imkân sınırlı. Kendini geliştirmek istiyor ama rehberlik edecek alan dar. Kitap okumak istiyor ama sessiz bir kütüphane yok. Üretmek istiyor ama destek bulamıyor. İşte küçük ilçelerde gençliğin görünmeyen mücadelesi tam da burada başlar.
Küçük yerlerde insanlar birbirini tanır. Bu güzel bir şeydir. Ama bazen gençler için ağır bir yüktür de… Herkesin birbirini bildiği yerde hata yapma korkusu büyüktür. O yüzden bazı hayaller hiç söylenmez, bazı yetenekler hiç denenmez. Genç, kendini saklayarak büyür.
Oysa gençlik saklanacak bir şey değildir; taşacak bir enerjidir.
Başyayla’nın gençleri aslında güçlüdür. Çünkü zorluk insanı eğitir. İmkânsızlıklar, dayanıklılığı öğretir. Aile bağları sıkıdır; komşuluk hâlâ canlıdır. Fakat dayanıklılık, kader değildir. Bir genç sadece sabretmek için değil; üretmek, geliştirmek ve değiştirmek için yaşamalıdır.
Bugün küçük ilçelerin en büyük sorusu şudur: Gençler neden gidiyor?
Cevap basittir ama ağırdır: Çünkü hayaller hareket ister. İmkân ister. Ufuk ister.
Bir ilçenin gerçek zenginliği yolları, binaları ya da tabelaları değildir. Onun gerçek zenginliği gençleridir. Eğer gençler umutlarını başka şehirlerde arıyorsa, mesele sadece göç değildir; mesele gelecektir.
Başyayla’da genç olmak bazen akşamın erken çökmesidir. Bazen bir bankta uzun uzun oturup “Ben burada ne yapacağım?” diye düşünmektir. Bazen de kimseye söylemeden daha büyük bir hayatın hayalini kurmaktır.
Ama aynı zamanda şudur: Bir öğretmenin el uzatmasıdır. Bir yöneticinin gençleri dinlemesidir. Bir projenin bir gencin hayatını değiştirmesidir. Bir spor sahasının, bir kursun, bir gönüllülük faaliyetinin bir kalbi ayağa kaldırmasıdır.
Küçük ilçelerde büyük devrimler sessiz olur. Bir genç kendine inanmayı öğrenirse, o ilçe değişmeye başlar.
Başyayla’nın da ihtiyacı olan budur: Gençleri tutmak değil, gençlerin kalmak isteyeceği bir yer olmak.
Çünkü gençler giderse sadece nüfus azalmaz; umut azalır. Sokakların sesi azalır. Gelecek azalır.
Başyayla’da genç olmak bugün belki biraz mücadeledir. Ama doğru dokunuşlarla yarın büyük bir imkâna dönüşebilir. Yeter ki o gençlerin gözlerindeki ışık fark edilsin. Yeter ki onlara “Gitmek zorunda değilsin” diyebilecek bir ortam kurulsun.
Ve belki o zaman, Başyayla’nın akşamları sadece sessizlikle değil; gençlerin hayalleriyle dolu olur.
Çünkü bir ilçenin kaderi, gençlerinin kalbinde yazılır.




















YORUMLAR